Blog

TÜKETİCİ MORON DEĞİL!

TÜKETİCİ MORON DEĞİL!

TÜKETİCİNİN GÖNLÜNE YATIRIM YAPIN

Bir Annenin çocuğa olan bakış açısını ancak Anneler anlar. Gurbette yaşayan birinin memleketine hasretini ancak gurbette olanlar anlar. Başarıya susamış bir sporcunun, öğrencinin, iş adamının, çalışma disiplinini ancak bu bakış açısına sahip olanlar anlar. Baba olmadıktan sonra çocuk sahibi olmanın ne demek olduğunu anlamak zor olduğu gibi Baba olmanın ne olduğunu ancak Babalar anlar. Hepimiz hayatın içinde farklı statülerde, farklı duygusal öğrenimler yaşarız. Her bir yeni statü bize yeni bir his öğretisi oluşturur. Elde ettiğimiz birbirinde farklı bu his tecrübeleri bizim bu statülere olan hassasiyetlerimizi daha fazla arttırır. Bu nedenle herkesin değişik statüleri de olsa, bulundukları ve tecrübe ettikleri pozisyonları içinde duygusal noktada etkilenme alanları vardır. Nihayetinde insanız ve bu nedenle beşeri münasebetlere de hassasiyet içinde bakarız. Bilinçli veya kısmi bilinçsiz (mesajların farkında olunmadan bilinçaltına gitmesi) tavırlarımızı, tutumlarımızı elde ettiğimiz bu duygusal öğretiler ve deneyimler çerçevesinde belirleriz.  Bu noktada herkesin ikna olduğu duygusal hassasiyetleri vardır.

Bu yüzyıl da markalar muhteşem araştırmalar yaparak muhteşem datalar elde etmeyi, markaları alacalı bulacalı yapmayı, müşteri menfaatini gözettiklerini iddia ederek müşteri ilişkileri departmanları kurmayı ve bu departmanları çok büyük paralar harcayarak muhteşem teknolojilerle donatmayı, tüketicilere inanılmaz çeşitler sunmayı, yatay & dikey her türlü muhteşem organizasyonları kurmayı bildiler.

Ancak araştırmalar; deneysel değil kobaysal! Elde edilen datalar duygusal değil, matematiksel! Müşteri ilişkileri departmanı; müşteri menfaatine değil, kurum menfaatine! Yatırım yapılan teknolojiler; sıcak bir iletişime değil, soğuk (robot) bir iletişime! Sundukları çeşitler; müşteri ihtiyacına değil, müşteri aldatmacasına! Yapılan organizasyonlar; çalışan mutluluğuna değil, modern köleler anlayışına! Sebebiyet vermektedir.

Kocaman büyük markalar müşterilerin menfaatlerini koruduklarını iddia ederek; en büyük yalanları müşterinin gözlerinin içine bakarak atıyorlar. Onlar tüketicilerini: ya dolar, ya euro yada farklı bir para birimi sembolü halinde görmeyi tercih ediyorlar. Gerçekten maalesef ki biz insan merkezli şirketleriz diyen firmaların insanın ruhundan ne kadar anladığını cidden merak ediyorum?

Ey markalar, ey haddini bilmeden adım atan ve tüketici hassasiyetini anlamayan zatlar. Uyanın!

TÜKETİCİ = İNSAN = PAZAR!

Aslın da tüketiciler markalardan çok fazla bir şey istemiyor. Tüketiciler tıpkı arkadaş sıfatına koyduğu profilden istediği tutumun, yaklaşımın, beşeri münasebetin aynısını markalardan da istiyorlar. Bir arkadaşta olması gereken; dürüst, samimi, sözünü tutan ve kendisine insan gibi davranan markalara hasret çekiyorlar. İletişim çılgınlığının yaşandığı bu yüzyıl da maalesef markalar tüketicilerle doğru frekanslarda iletişime geçemiyor. Bir Annenin hassasiyeti, bir gurbetçinin özlemi, bir Babanın duygusunu anlamadan, hissetmeden ve o profilin duygularının tepkisi konusunda bir öngörü de bulunamadan adımlarını atıyorlar.

Bu yüzyıl bilgi ve iletişimin ayyuka çıktığı bir yüzyıl lakin hayat sadece tüketicilerin beyninden ibaret değil, tüketicilerin kendilerine has, farklı duyguları var. Dahası tüketiciler marka sahiplerine o bir sürü para harcadıkları araştırmalarda da bu konu da çok açık bir şekilde sinyal veriyorlar. Bir çok araştırma sonucun da çıktığı üzere: “Tüketicilerin büyük bir çoğunluğu bir ürünü alırken matıkları ile değil duyguları ile karar veriyorlar.” Araştırmalarda eğer mesele mevcudu anlamak ise tüketici kendi bulunduğu mevcudu çok net bir şekilde ifade ediyor. Lakin fırsatı yakalamak için: Siz marka savaşçıları tüketicinin gönlüne sevgi ile, huzur ile, tebessüm ile inmesini bilmelisiniz. Tüketicinin gönlünden geçeni o size demeden siz ona demelisiniz. Tüketiciye ne kadar değerli olduğunu ve bu değer içerisinde onunla ne kadar samimi ve dürüstçe bir beşeri münasebette olduğunuzu, dahası tüm bunları uzun soluklu arkadaşlıklarla hissettiriyor olmalısınız.

Ey Markaları yönetenler, Markaları için gece gündüz düşünenler, Uyanın! Yeni bir güne başladığınızda kendinize sorulması gereken doğru soruları sorun; bugün Markamı kaç kişinin Gönlüne sokabileceğim? Kaç kişinin gönlünde markama yer olacak? Eğer bir marka büyük bir marka olma hedefinde ise, o zaman müşterilerin gönüllerini kazanmanın ve müşteriye dürüstçe yarenlik etmenin ne kadar kocaman değerli bir durum olduğunun da farkında olmalıdır.

Sakın ama sakın Unutmayın büyük markalar büyük ajanslarda veya büyük fabrikalarda değil, başarıyı yakalayan iyi markalar gönüllerde büyürler. Markalarınız için yatırım mı yapmak istiyorsunuz? O zaman şunu iyi bilesiniz ki, tüketicilerin gönülleri markalarınız için en doğru yatırım yeridir. 

“Her Gönülde, Gönülden Sevilen Markalar İnşa Etmeniz Temennimle!”

A.Atçı